Yapay Zeka ve Geleceğin Eğitimi: Kritik Tespitler
Veri teknolojileri uzmanı Akan Abdula, yapay zeka, iş dünyası ve toplumsal değişimler üzerine Antalya’da düzenlenen sempozyumda dikkat çekici yorumlarda bulundu. “Yeni Zemin” başlıklı sunumunda Abdula, günümüz dünyasının hızla değişen dinamikleri karşısında kurumlar, liderler ve eğitim sistemlerinin geleneksel yaklaşımlarla ilerleyemeyeceğini belirtti. “Anahtarı karanlıkta kaybettik ama ışıkta arıyoruz” diyen Abdula, geçmişte kullanılan yöntemlerle geleceği anlamaya çalışmanın büyük bir yanılgı olduğunu ifade etti.
KONFOR İNOVASYONUN DÜŞMANI
Türkiye Gazetesi’nden Mahmut Özay’ın haberine göre; Türkiye’nin demografik yapısındaki değişikliklere de değinen Abdula’nın açıklamaları şu şekilde özetleniyor:
Rahat bir ortamda bulunan şirketler ve okullar, yenilik yapma konusunda geride kalır. Gelecekte okullarınızı yönetmeye devam ediyorsanız bile, unutmayın ki öngörüler artık beş yıllık bir zaman dilimine sıkışmış durumda. Yani, mezunlarınız her beş yılda bir tamamen yeni bir iş dünyasıyla karşılaşacaklar. Bu hıza uygun öğrenci yetiştirmek mümkün değil, ancak öğrencilere bu sürece hazırlıklı olmaları için gerekli altyapıyı sağlamanız şart. Beş yıl sonra dünyada ne olacağını bilemediğimiz için, klasik eğitim yöntemleriyle bu geçişi sağlamak imkansız.
MESELE SADECE ‘ZEKA’ DEĞİL
Yapay zeka hala yalnızca bir ‘dikey’ disiplin olarak ele alındığından, bu durum büyük resmi görmeyi engelliyor. Yapay zekanın, robotik sistemler ve kuantum bilgisayarlarla birleştiğinde işlerin tamamen değişeceği öngörülüyor.
Günümüzde, normal bir bilgisayarın aylarca uğraştığı karmaşık problemleri milisaniyeler içinde çözebilen makineler geliştirilmektedir. Fakat biz, hala çocukları durağan bir dünyaya hazırlamakta ısrar ediyoruz. Asıl tehlike burada başlıyor; kurumlar ve öğrenciler, hem mevcut hem de gelecek gerçekliklerle aynı anda yüzleşmek zorundalar.
HALA ŞANSIMIZ VAR
Anahtarı karanlıkta kaybettik ama ışıkta arıyoruz. İyi görmek gerekir ki, ışık olarak gördüğümüz unsurlar aslında yalnızca eski bilgilerimizdir. 2022 yılında yapay zekaya dünya genelinde yapılan yatırımlar 100 milyar doları bulurken, biz hala Google’a “ChatGPT nedir?” diye soruyorduk.
Gerçekler acıdır. Belirli bir altyapıyı kaçırmış gibi görünsek de, bu sanayi devrimi farklı. Lokomotifin kaçırıldığını düşünebiliriz, fakat arka planda sürekli yeni vagonlar ekleniyor: Uygulama tarafı. Burada hâlâ fırsatımız mevcut; ancak bunun için öğretim yöntemlerimizi köklü bir şekilde değiştirmek zorundayız.
3 ÇOCUKTAN 1 ÇOCUĞA
Türkiye artık geniş aile yapısına sahip bir ülke değil. Geniş ailelerin oranı yalnızca yüzde 12’ye gerileyerek, bunun yüzde 5-6 seviyelerine düşmesi bekleniyor. Yerini mikro aileler (anne, baba, tek çocuk) alıyor. 2001 yılında Türkiye’de hane başına ortalama 3 çocuk varken, bu sayı 2025 itibarıyla 1’e düşmesi öngörülüyor.
Dünya genelinde bir jenerasyonda iki çocuğunu kaybetmiş başka bir ülke bulunmamaktadır. Bu durum, sadece duygusal olarak değil, demografik bir felaket olarak da nitelendirilebilir.
Sağlık sistemimiz ortalama yaşam süresini uzatsa da, kaliteli yaşam süremiz 55 yaş sınırında kalmıştır. Artık “en büyük avantajımız genç nüfus” söylemi yenilendi. Son 12 milyon genç, gelecekte benzer bir neslin gelmeyeceğini gösteriyor.
‘OLMAYAN HAYATLAR’ RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR
Akan Abdula’nın açıklamaları şu şekilde:
“Gençlerin en büyük kaygısı, mental sağlıklarını korumaktır (%33). Sosyal medyada günde 8 saatten fazla vakit geçiren bireylerde stres oranı yüzde 54’lere yükseliyor. Instagram’da sergilenen ‘olmayan hayatlar’, gençlerin ruh sağlığını tehdit ediyor. Sadece teknoloji değil, aynı zamanda yaşam tarzı da köklü bir değişim geçirmekte. Örneğin, gençlerin yüzde 57’si evliliğe, yüzde 54’ü ise çocuk sahibi olmaya mesafeli bir tavır sergiliyor. Yeni nesil, önceki kuşakların hatalarının sonuçlarını yaşamayı istemiyor. Onlara göre, en temel insan hakkı çevrimiçi kalmaktır. Biz, çevrim dışı yaşamış son kuşağız; onlar ise dijital olarak doğdular. Bağlantıları kesildiğinde sadece internet bağlantıları değil, varlıkları da tehlikeye giriyor. Bu durumu ciddiye almak zorundayız, çünkü bu çocuklar bizim alıştığımız dünyadan çok uzakta yaşıyorlar.”





Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!
Yeni Bir Yorum Bırakın